9 Şubat 2017 Perşembe

Tek Adam Yönetimine ve Sultanlığa HAYIR!, Toplumsal Düşünce Derneği Gn. Başkanı Av. Fethi BOLAYIR

TEK ADAM YÖNETİMİNE VE SULTANLIĞA HAYIR
Türkiye, şimdiye kadar görülmemiş en ağır bunalımlarla karşı karşıyadır. İçerde ve dışarıda pek çok sorunla uğraşır vaziyettedir. Millet olarak yastıktan başımızı kaldıralım.

Şu anda, millet olarak bize düşen görev, büyük tehlikelerle yüzyüze kalmış olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucu değerlerini korumak ve kollamaktır. Çünkü bu kurucu değerler en kıymetli hazinemizdir. Bizleri bu değerlerden mahrum etmek isteyen ve güzel ülkemizi dikta yönetimine sürükleyecek anayasal düzenlemelere karşı hukuk kuralları içinde kalarak meşru müdafaa hakkını kullanmaktan çekinme. Cumhuriyet’in temel değerlerine, kişi hak ve özgürlüklerine yöneltilen, dünyada emsali görülmemiş anayasal düzenlemelere karşı <<HAYIR …>> diyerek kararlılığını ortaya koy.

Atatürk diyor ki: <<Egemenlik, hiçbir mana, hiçbir şekil ve hiçbir renkte ve işarette ortaklık kabul etmez. Hürriyetin de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası milli egemenliktir. Milli emeller, milli irade yalnız bir şahsın düşünmesinden değil, bütün millet fertlerinin arzularının, emellerinin bileşkesinden ibarettir. Milletimizin refah ve mutluluğu için hayatımız, namusumuz, şerefimiz, geleceğimiz için bütün uyanıklılığımızla ve bütün kuvvetimizle milli egemenliğimizi muhafaza ve müdafaa edeceğiz. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Kuvvet birdir ve milletindir. >>

Ve yine diyor ki: <<Milletin hakimiyet ve saltanat makamı yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nindir. Ve bu hakimiyet makamının hükümetine Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti denir. Bundan başka bir saltanat makamı, bundan başka bir hükümet yoktur ve olamaz…!>> Şimdi, her türlü yetkilerini bir kişiye, yani saraya devreden bir Türkiye Büyük Millet Meclisi’yle karşı karşıya kaldık.

Yapılması istenen anayasa düzenlemeleriyle adalet gölgelenir ve ötelenirse, aydınlığı karartılırsa, insanlar karanlığa mahkum edilmiş olur. Korku ve kötülük kol gezmeye başlar. Barış, huzur, güven, kanun karşısında eşitlik koyu bir karanlığın kucağına atılmış olur. Erdemlilik mumla aranır. Çünkü erdemliliğin burcunda dalgalanan bayrak adalettir.

Bu anayasa düzenlemesiyle Meclis, Başbakanlık, Bakanlar Kurulu, adalet ve hukuk, devlet bürokrasisi, ordu, emniyet, üniversiteler, devletin tüm kurum ve kuruluşları bir tek kişinin insafına ve ellerine terk ediliyor. Bu durum, Türkiye’ye aydınlığın penceresini açmaz, sımsıkı kapatır.

Atatürk, egemenliği saraydan aldı, millete verdi. Milleti, padişahın kulu olmaktan kurtardı. Halbuki aynı yüzyılın liderleri olan Hitler (Almanya), Mussolini (İtalya), Franko (İspanya), Salazar (Portekiz), Stalin (Rusya) ve başka devletlerin başında olan daha başka liderler, demokrasiyi tabuta koyup çivilerini çaktılar. Vatandaşları kan ve gözyaşı içinde yaşamlarını sürdürdüler. Çünkü başlarında olan liderlerin astığı astık, kestiği kestikti. Her şey bu liderlerin iki dudağı arasındaydı. Bunlara benzer yönetimlere sahip tüm devletlerde (Ermenistan Cumhuriyeti, Azerbaycan Cumhuriyeti, Kore Cumhuriyeti, Uganda Cumhuriyeti, Libya Halk Cumhuriyeti, Küba Cumhuriyeti, Kore Halk Cumhuriyeti (Kuzey Kore), Laos Demokratik Halk Cumhuriyeti, Sahra Demokratik Arap Cumhuriyeti, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Orta Afrika Cumhuriyeti, Mısır Arap Cumhuriyeti gibi..., demokrasi, kişi hak ve özgürlükleri, mal ve can emniyeti ve çağdaşlık karanlığın kucağına hapsedilmiştir. Çünkü buralarda tek kişi yönetimi her yetkiye sahiptir. Otoriter bir yönetim vardır. Varsa, anayasaları da buna göre yazılmıştır.

Diktatör, Kral ve Çarların yaşadıkları dönemde Atatürk, halkın egemenliğini hakim kıldı. 1924 Anayasası ile halkın egemenliğini gerçekleştirdi. Halkın temsilcisi meclise yüce değer bahşetti. Yani egemenlik padişahtan alınıp halka verildi. Şu anda acı duyduğumuz husus; 100 yıl sonra ileriye gitme, çağdaş ufukla ulaşma yerine, ülkeyi 100 yıl geriye götürecek bir anayasa düzenlemesiyle karşı karşıyız. Milli Egemenliğin temsilcisi meclisin yetkileri elinden alınıp tek kişinin eline veriliyor. Atatürk diyor ki (1922): <<Millet, mukedderatını doğrudan doğruya eline aldı. Ve milli saltanat ve hakimiyetini bir şahıstan değil, bütün efradı (halkı) tarafından seçilmiş vekillerinden oluşmuş bir Meclisi Ali’de temsil etti. İşte o Meclis, Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Bundan başka bir makam, saltanat, bundan başka bir heyeti hükümet yoktur ve olamaz.>> Yine diyor ki (1921): <<Efendiler, bütün dünya bilmesi lazımdır ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve onun hükümeti, uşak muamelesine tahammül edemez.>> Atatürk’e ömür boyu Cumhurbaşkanı kalması teklif edilince diyor ki (1930): <<Bana ötedenberi bu ve buna benzeyen tekliflerde bulunanlar çok olmuştur. Siz ve efkarı umumiye bilmelisiniz ki, bu yoldaki teklifler hoşuma gitmemiştir ve gitmez. Benim gayem Türkiye’de, yeni Türkiye Cumhuriyeti’nde millet hakimiyetini takviye etmek ve ebedileştirmektir. Dediğiniz gibi bir teklifi benim idealimi cidden rencide eden bir manada telakki ederim.>>

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden geçirilerek (!) halka götürülen anayasa düzenlemesi, halkın egemenlik hakkını, milli iradesini Meclis’ten alıp tek kişinin emrine vermektedir. Cumhurbaşkanlığı, parti başkanlığı, Meclis, Hükümet, Ordu, Yargı, Devletin Kurum ve Kuruluşları bir kişinin emir ve komutasına verilmektedir. Tek kişiye; milletin kaderi, ülkenin geleceği, 80 milyonun istikbali, laik ve demokratik Cumhuriyetin istiklali teslim ediliyor. Çağdaş hiçbir ülkede böyle bir sistem ve anayasa yoktur. Ülkemiz, sonra da telafisi mümkün olmayacak zararlarla, tehlikelerle yüzyüze kalacak. Bu anayasa düzenlemesi Türkiye’yi bölünmeye götürecek, et ve tırnak gibi bütünleşmiş halkımızı ayrımcılığın pençesine düşürecektir. Milli iradenin, milli egemenliğin, demokrasinin idam fermanı yazılmış olacaktır.

Parlamenter demokratik kültürümüz, yüz yılı aşkın bir süreden beri ülkemizde derine giden kökler salmıştır. Bugüne kadar engin ve zengin bir siyasi parlamenter kültür kazanıldı. Şimdi otoriter bir başkanlık (partili Cumhurbaşkanı ambalajlı) sistemi getirilerek, bürokratik bir diktatörlük kuruluyor. Böyle bir gömleği, kanla ve irfanla laik ve demokratik Cumhuriyetini kuran bu aziz millete giydirilmek isteniyor. Halkla siyasal sistem arasındaki bağı, iletişimi sağlayan parlamenter güç arka plana atılıyor, göstermelik hale getiriliyor. Bu anayasa değişikliğiyle demokratik rejimden tamamen kopmuş, otoriter bir dikta rejimi ile karşı karşıya geleceğiz. Türkiye, otoriter tek kişinin eline teslim edilmiş olacaktır. Vatandaşın mal, can, hukuk, özgür haklar konusunda hiçbir güvencesi kalmayacaktır. Laik ve demokratik parlamenter sistemimiz mezara konup, üzeri toprakla örtülecek, ruhuna Fatiha okunacaktır. Çünkü kuvvetler ayrımına son veren, yasama-yürütme ve yargı erklerine egemen olan bir tek kişiyle yüzyüze kalacağız. Bu anayasa değişikliği parlamenter demokrasiyi ortadan kaldıracak, anayasal bir diktatörlükle milletimizi yüzyüze getirecektir. Bu anayasa düzenlemesiyle tek kişi, ülke yönetiminde egemen kılınacaktır. Bu şekilde, 100 yıllık bir demokrasi kültürüne sahip ülkemiz, despotizme ve bölünmeye doğru sürüklenecektir. Hem demokratik parlamenter rejimimiz ve hem de kayıtsız şartsız millete ait olan milli egemenlik, el değiştirmiş olacaktır. Milletin egemenlik hakkı partili Cumhurbaşkanına devredilmemelidir. Partili Cumhurbaşkanı kim olursa olsun, hangi partiyle mensubiyeti olursa olsun, milli egemenliği ortadan kaldıran bu anayasa değişikliğiyle devlet yeniden inşa edilemez. Etnik ve mezhepsel ayrışmacılık daha da alevlenerek artar.

Milli irade, tek kişiye ait bir değer ve güç değildir. Anonim bir güçtür. Milletin tümüne ait bir güçtür. Millet, bu gücünü TBMM eliyle kullanır. Bunun için de parlamenter sistem, milli iradenin güç kaynağıdır. TBMM, milletin ortak nabzının attığı yerdir, millet iradesinin kalbidir. Parlamenter sistemimizde yasama görevini, TBMM yerine getirir. Ülkenin kaderiyle ilgili kararları alır, hayata geçirir. Dolayısıyla yasama organı, parlamenter sistemdeki güç kaynağını kullanır. Bunun için diyoruz ki, bu güç kaynağı, yasama organını baypas eden partili Cumhurbaşkanının eline verilmemelidir. Yüz yıllık parlamenter deneyimine sahip Türkiye’de rejim değişikliğine yol açacak, bütün demokratik değerleri kökünden söküp savuracak anayasa değişikliği erozyonuna yol verilmemelidir. Türkiye’nin; güçlü bir ekonomik yapıya, güçlü ve şeffaf çalışan kurumlara, tarafsız – bağımsız – hızlı çalışan bir yargı ve hukuk sistemine, hukukun üstünlüğüne, hak ve özgürlüklerin teminat altına alınmasına ve korunmasına, çağdaş değerlerle zaman kaybına fırsat vermeden tam anlamıyla kucaklaşmasına ihtiyaç vardır. Bunlar da, ancak güçlendirilmiş, demokratik parlamenter sistemle olur.

Bu anayasa düzenlemesiyle bir diktatörlük yaratılacaktır. Her tarafa elini uzatan, ama kendisine hiçbir elin uzanmasına fırsat vermeyen bir güç kaynağı oluşacaktır. Laik ve demokratik rejim yörüngesinden çıkartılıp, otoriter bir rejime ve kişiye Türkiye teslim edilecektir. Vatandaşın cam, mal, hukuk emniyeti, hak ve özgürlükleri sarsılmaya başlayacaktır. Çünkü her şey, her türlü yetkiyi elinde toplamış olan bir kişinin, diktatörün vicdanına terk edilmiş olacaktır. Çünkü, diktatörü denetleyecek,  <<Dur…>> diyecek hiçbir güç olmayacaktır. Çünkü, anayasa değişikliği gerçekleşirse partili Cumhurbaşkanı parti gücünü elinde tutacak, hem yürütmenin başı (Başkanlık görevini üstlenecek) olacak, hem anayasal düzenlemelerle partili Cumhurbaşkanına tanınan sınırsız yetkileri kullanacak. Bu kadar gücün sahibi olan kişi totaliter bir anlayışa yönelir ve yönelişi durduracak hiçbir organ, hiçbir güç yoktur karşısında. Yargı onun emrinde, yürütme onun emrinde, yasama onun gölgesinde, parti milletvekillerini belirleme yetkisi onun elinde, devlet kurum ve kuruluşlarını sevk ve yönetme onun emrinde. Yani, yasama, yürütme, yargı tek kişinin emir ve komutasında. Kuvvetler ayrılığı yok edilerek <<denge – fren sistemi>> tamamen ortadan kalkıyor. Bu tür bir anayasa değişikliği, laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti devlet yapısına karşı hazırlanmış bir tuzaktır. Halkına bir tuzaktır. Ülkemizin bölünmesine yönelik Ortaçağ anlayışını getirecek bir tuzaktır. Devletimizin üniter yapısına, Kuvayı Milliye ruhuna, halkımızın milli iradesine karşı hazırlanmış uluslar arası bir projedir, bir tuzaktır. Bu anayasa düzenlemesi Türk Milleti’nin intiharıdır.

Halka götürülen bu anayasa düzenlemesi, yüz yüz elli yıllık parlamenter tecrübesine erişmiş Türk Milleti’nin çağdaş ve demokratik ülkeler liginden uzaklaştırılmasına yöneliktir. Büyük Türk Milleti’nin bugüne kadar elde ettiği demokratik değerlerin ve egemenliğin millete ait olduğu idealizminin yok edilmesidir. Modern Türkiye idealinden uzaklaştırılmasıdır. Geri kalmışlığın ve düşünce karanlığın esiri olmuş milletlerle aynı çizgiye Türkiye’yi getirmektir. Tek parti örgütüne ülkenin teslimiyetidir. Biat (itaat) anlayışını topluma kabul ettirmektir. Çok sessizliği yok etmektir. Yapılmak istenen anayasa düzenlemesinin milli ve yerli bir yeri yoktur. Dünyanın evrensel değerlerine taban tabana zıddır. Vesayet anlayışının toplumun her alanına yayılmasının aracıdır. Halka götürülen bu anayasa değişikliği, milli iradenin boynuna idam ipinin geçirilmesidir. Milli iradenin ölüm fermanıdır. Kölelik anlayışının topluma kabul ettirilmesidir. Seksen milyonun malını, canını, özgürlüğünü, inanç ve düşüncelerini bir kişinin ipoteğine teslimidir.

Yapılmak istenen anayasa değişikliği, kalıcı ve ülkemizi ileri taşıyıcı ilkelere dayanmıyor. Özgürlükler, teminat altına alınmıyor. <<Denge-denetim>> mekanizmaları en büyük darbeyi alacağı için özgürlüklerin teminatı ortadan kalkıyor. Bu anayasa düzenlemesiyle denetlenmesi zorlaştırılmış bir gücün hemen hemen her konuda tek karar verici olması, <<Türk tipi başkanlık modelini>> hayata geçirmiş oluyor. Böyle bir modelin örneği dünyada görülmemiştir, yoktur. Özgürlükleri boğarak, demokratik ilkeleri devre dışı bırakarak, kişi hak ve özgürlüklerini tehlikeye atarak, bilimsel kriterleri göz ardı ederek, kafalardaki kalıplaşmış toplum mühendisliği şablonuyla kamuoyuna sunulan bu anayasa değişikliği ülkemize hayır getirmeyecektir. Ülkemizin laik ve demokratik, üniter yapısına hançeri saplayacaktır.

Laik ve demokratik Cumhuriyetimizin; egemenliğinin kaynağının millet olduğu, milletin kullardan değil, eşit ve özgür insanlardan oluştuğu, hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti özelliğine sahip olduğu, eğitim ve toplumsal yapının bilimsel bilginin yol göstericiliğine dayandığı, artı ve eksileri olmasına rağmen kuralları ve özellikle de kurumlarıyla etkin işleyen bir kamu yönetiminin olduğu, devlet yönetiminin dinsel etkilenmelerden uzak tutulduğu, dış politikada <<yurtta barış, dünyada barış>> içeren bir anlayışa dayandığı gibi önemli değerlerle beslenerek geldiği unutulmamalıdır. Yapılmak istenen bu anayasal düzenlemelerle saydığımız bu önemli değerler en ağır tahribata uğrayacaktır. Cumhuriyetimizin omurgası en ağır ve şiddetli darbeyi alacaktır. Doksan yüz yıllık parlamenter sistem dönemi kapatılmaya çalışılıyor. Bu anayasa düzenlemesiyle tam güçlendirilmiş tek adamlılık yaratılmış olacaktır. Parlamentoyu oluşturan milletvekilleri, partili Cumhurbaşkanının (Başkanın) himaye ve gölgesine girmiş olacaktır. Yapılmaya çalışılan anayasa düzenlemesiyle hayata geçirilecek partili Cumhurbaşkanı ülkenin tamamını tek başına kontrol edecektir. Bu tek adamlılık güçlü bir Türkiye yaratmaz. Bütün dünyada sözü geçen ülkeler; yönetimlerinin yetkilerinin sınırlandırıldığı, erkler ayrılığının güçlü olduğu, hiçbir şahsın tek başına bütün yetkilere sahip olmadığı, yönetimlerinin şeffaf, denetlenebilir ve hesap verebilir olduğu ülkelerdir. Buna karşılık tek kişinin her şeye hükmettiği, her türlü yetkiyi elinde topladığı, ancak hesap verebilirliğin ve şeffaflığın ortadan kalktığı ülkelerin ya da ülkenin dünyada itibarı yoktur. Dünya siyasetinde etkin değildir. Türkiye, bu anayasa değişikliğiyle korkarız ki dünyada etkisiz bir konuma gelecektir.

Bu anayasa düzenlemesiyle mutlak hakimiyeti eline geçirecek olan kişi, hakimiyetini sürekli kılacak yol ve yöntemleri araştırmaya ve günü gelince hayata geçirmeye çalışacaktır. Eline geçirdikten sonra da, başlangıçta sunduğu amaç ve ilkelerden süratle uzaklaşmaya başlar ve bu amaç ve ilkelere hıyanet etmeye meyledebilir. Kamu yönetimini de ele geçiren tek kişi anlayışı, bir süre sonra kendi sosyal ayrıcalıklarını garanti altına almaya yönelir. Çünkü bu zaaf insan doğasında vardır. Bu da doğal bir sonuçtur. Kurtarıcı olarak ortaya çıkan ve tüm yetkileri de ele geçiren kişi, sonuçta totaliter zorba olup çıkar. <<Dimyada pirince giderken evdeki bulgurdan olma!...>> atasözünü unutmamak gerekir.

Bu anayasa düzenlemesiyle birlikte <<Atatürk ilke ve inkılapları>>ndan söz edilmeyecek noktaya gelinecektir. Deyim yerindeyse, bıçağın hem arkası, hem önü kesen bu kişiyi hangi güç durduracaktır? Geçmişte dünyada bunun örnekleri görüldü. En belirgin örnek Hitler’dir. Seçimle geldi, her türlü yetkiyi anayasal düzenlemeyle ele geçirdi ve bir zorba olarak dünyayı yaktı kavurdu. Ülkemizde de yapılması istenen anayasal düzenlemeyle herhangi bir kişiye her türlü yetki verilirse ve bu kişi ülkede devlet terörü estirerek asıp kesmeye başlarsa hangi güç bunu durduracaktır? Çünkü <<denge - denetim>> mekanizması yok ediliyor. Tek kişi otoriterliğinin eline verilen devleti gayrimeşruluğunun giderek artması halinde kim kurtaracaktır? Çocuklarımızın geleceğini düşünüyorsak, devleti tek kişi otoriterliğine teslim edecek anayasa düzenlemesine <<HAYIR>> demeliyiz.  

 Bütün yetkileri eline verdiğiniz kişiye <<Başkan>> dense ne olur, <<Partili Cumhurbaşkanı>> dense ne olur? Değişen hiçbir şey olmaz. Türkiye Partili Cumhurbaşkanlığıyla parti devletine dönüşecektir. Bu durum Ülkemizde ayrışma ve kutuplaşmaya yol açacaktır. Bu ayrışma, ülkemizdeki birlik ve beraberliği dinamitleyecektir. Bölünme ve parçalanmaya yol açacaktır. Başımıza seçilmiş bir diktatör gelecektir. Türkiye tek parti yönetiminin yörüngesine girecektir. Bu giriş Türkiye’yi çöküşe ve seçilmiş diktatörlüğe götürecektir. Türkiye kargaşa ve badireye sürüklenecektir. Sürüklenmeyi durdurmak için bu anayasa düzenlemesine <<HAYIR>> demeliyiz.

Türkiye için en ideal biçim güçlendirilmiş parlamento ve güçlü Başkanlıktır. Yetkileri sınırlandırılmış Cumhurbaşkanlığıdır. Sorunlar varsa, bu sorunlar parlamento içinde ve parlamento eliyle çözülmelidir. Başbakanlık güçlendirildiğinde yürütme de güçlendirilmiş olacaktır. Dolayısıyla parlamenter sistem güçlendirilmiş olacaktır. Öncelikli düzenlemeler, siyasi partiler yasası ve seçim yasası üzerinde yapılmalıdır. Partiler demokratik bir yapıya kavuşturulmalıdır. Seçmen iradesi bütün renkleriyle parlamentoya yansımalıdır. Milli irade tam anlamıyla tecelli etmelidir. Getirilmek istenen anayasa düzenlemesi sistem değil, rejim değişikliğidir. Hedef, laik ve demokratik Cumhuriyettir. Cumhuriyetin kurucu değerlerinin ortadan kaldırılmasına yol açacak bir düzenlemedir. Çağdaş, demokratik, laik, milli ve üniter devlet yapısının ortadan kaldırılmasına yönelik düzenlemedir. Tek adam yönetimini hakim kılmaktır. Eyalet sisteminin hayata geçirilmesine kapıyı aralamaktır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti çağdaş, laik, demokratik bir hukuk devletidir. Kuvvetler ayrımına dayanan parlamenter (Meclis) sistemle yönetilmektedir. Bu sistemde devletin gücü, <<yasama, yürütme, yargı>>  dediğimiz üç güç (erk) arasında paylaşılmıştır. Bu güçlerin ayrı ayrı olmasının nedeni; devlet gücünü elinde tutan yöneticilerin keyfi tutum ve davranışlarının önlenmesi içindir. Kişi veya grubun diktaya yönelmesini önlemektir. Kuvvetler arasında denge kurulursa, kurulan bu denge mekanizmasıyla demokrasinin işlemesi kolaylaşır. Halbuki, yapılmak istenen anayasa değişikliğiyle <<yasama, yürütme, yargı>>  güçleri tek kişide toplanıyor. Tek kişi için programlanmış bu özel modelle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temeline dinamit koymaktır. Tek parti çoğunluğunun oluşması partili Cumhurbaşkanı eliyle gerçekleştiriliyor. Muhalefetin önü kesiliyor. Dışarıdan ve Cumhurbaşkanı tarafından atanacak Bakanlar üzerinde denetim imkanları kaldırılıyor. Meclise hesap verilmesinin, meclisin hesap sormasının yolları kesiliyor. Meclis ve milletvekilleri işlevsiz bir duruma düşürülüyor. Göstermelik bir konuma getiriliyor. Yüz yıla dayanan Meclis sistemi hukuken var gözükse de, fiilen ortadan kaldırılıyor. İstiklal Mücadelesi vermiş ve  Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuş olan, egemenliği padişahtan alıp halka veren, 1921 Anayasası’nı yapan, saltanat ve hilafeti kaldıran, Sevr’i yırtıp atan, Lozan’ı imzalayan <<Gazi Meclisi>>nin ruhuna Fatiha okunuyor. Cumhuriyet tarihi ortadan kaldırılıyor. Adli ve yasama denetimi kenara itiliyor,  varlığından söz edilemez duruma getiriliyor. Bu durumlar demokrasi adına, Türkiye’nin toplumsal barışı adına çok kaygı verici ve telafisi mümkün olmayan menfi sonuçlar doğuracaktır. İnsanlarımız hukuktan ve demokrasiden uzaklaştırılır, karşı kutuplara doğru ayrılır. Bu anayasa düzenlemesiyle tek adam, bütün topluma hükmetme gücünü eline geçiriyor. Halkımız da bu gücün kulu, kölesi durumuna düşecektir. Çok yazık!... Kanla ve irfanla kurulan, laik ve demokratik yapıyla temeli atılan Cumhuriyetimize yazık oluyor:

            Yapılmak istenen bu anayasa düzenlemesiyle uzun bir geçmişi olan parlamenter sistemimizin hafızası silinip atılıyor. Ülkenin her şeyini ve herkesi bir kişinin iki dudağı arasına hapsetmiş oluyoruz. Yani ülke yönetimini bir diktatöre, bir sultana teslim ediliyor. Ne kadar yetki varsa bir tek kişinin eline ve emrine veriliyor. Yetki sahibi bu kişi Meclisi feshedebiliyor, başında bulunduğu partinin milletvekillerini belirliyor, Anayasa Mahkemesi’nin ve Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun üyelerini, üniversite rektörlerini, bürokrasideki tüm atamalarını belirliyor. Bakanlar Kurulu üyelerini parlamento dışından atıyor. Bütçeyi yapıyor. Ordunun başkumandanı oluyor. Kanun kuvvetinde kararname çıkarıyor. Yapılmak istenen anayasa düzenlemesiyle bir kişiye tanınan bu kadar sınırsız yetkiler, ülkemizin geleceğini  tehlikeye atıyor. Yargıçlar, savcılar, mahkeme başkanları bu tek kişinin gözünün içine bakacaklar. Komutanlar, valiler, kaymakamlar, yüksek bürokratlar, istihbarat ve emniyet güçleri, iş adamları, sivil toplum kuruluşları tek kişinin otoriterliği karşısında <<Hazırola>> geçeceklerdir. Çünkü bu kuruluşlardan pek çoğunun atamaları, görevden alınmaları, yükseltilmeleri tek adamın inisiyatifine bırakılmıştır. Adalet, huzur, barış, özgürlü , birlik beraberlik, hak ve hukuk diyenler  elele vermeli ve ülkenin geleceğinin tek kişi yönetimine teslim edilmesine <<HAYIR>> demelidir.

Türkiye’ye gönül vermişlerin, aydınların, Cumhuriyetçilerin, laiklerin, milliyetçilerin,  Atatürk ilke ve inkılaplarına gönülden bağlı olanların, <<Sözkonusu vatansa, gerisi  teferruattır.>> diyenlerin bu anayasa değişikliğine karşı çıkmaları kaçınılmazdır. Bu bir vatan görevidir. Laik ve demokratik Cumhuriyetimize olan sadakat ve namus borcudur. Çünkü yapılmak istenen bu anayasa düzenlemesi siyasetin temel ilke ve kurallarına, demokratik ve laik hukuk devletinin ilkelerine uymamaktadır. Bu anayasa değişikliği gerçekleşirse Türkiye laik, demokratik ve hukuk devleti olma niteliğini kaybedecektir. Türkiye; ekonomik sıkıntılar, terör ve Ortadoğu’daki savaş ortamında anayasa düzenlemesiyle daha da çıkmazlara sürüklenecektir. İçerde ve dışarda ciddi sorunlarla karşı karşıya kalacaktır. Görünen odur ki, bu anayasa değişikliği ülkeyi hangi badirelere sürükleyeceği kestirilemiyor. Fakat sürükleyecektir. Millete ait olan egemenlik gidecek, kişinin, yani tek bir adamın nereye kadar ve nasıl olacağı bilinmeyen ve de önlenemeyecek egemenliği gelecek. Yasama tamamen etkisizleşecek. Anayasayı ve yasaları dinlemeyen bir kimsenin tek söz sahibi durumuna gelmesi halinde yargının da kendisine bir şey yapamayacağı bir gerçektir. Yargı güven kaybedecek, adaletin terazisi iyice bozulacaktır. Basın özgürlüğü, üniversite özerkliği, sivil toplum kuruluşları katı bir baskılamayla karşı karşıya kalacaktır. Türkiye, tek kişinin çıkaracağı kararnamelerle  yönetilir hale gelecektir.

Düzenlenmeye çalışılan anayasanın kabulü halinde yasama organı anlamını ve  yüceliğini yitirecektir. Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun partili Cumhurbaşkanı’nın güdümüne girmesiyle yargının bağımsızlığı ortadan kalkacaktır. Devletin tüm yetkileri tek elde toplanacak ve bir diktatör yaratılmış olacaktır. Parlamenter hükümet sisteminde, hükümet yasama organınca ve içinde seçilir. Hükümet, yasama organına karşı sorumludur. Bu iki özellik, parlamenter sistemin temel özelliğidir. Şimdi anayasa düzenlemesiyle bu özellikler partili Cumhurbaşkanının eline veriliyor. Hükümeti tek kişi belirleyecek, hükümet üyeleri Meclis dışından olacak. Bu hükümet tek kişinin sorumluluğunda olacak. Güven oyunun kaynağı, yasama organının yerine partili Cumhurbaşkanı olacak. Tek kişinin iradesiyle oluşan yürütme organı bir sekreterya görevini yapmış olacak. Bu anayasa düzenlemesiyle, kuvvetler ayrımı ortadan kalkacak, kuvvetler birliği olarak partili Cumhurbaşkanının elinde toplanacaktır. Siyasi ve hukuki denetim rafa kaldırılıyor. Üniter devlet çökertiliyor, eyalet ve federasyona gidecek yolların açılmasına zemin hazırlanıyor. Bu şekildeki bir anayasa düzenlemesiyle milli devlet ilkesi yara alacaktır.

Partili bir Cumhurbaşkanının yetkilerinin orantısız bir şekilde artırılması; ülkenin demokratik yapısını, hak ve özgürlükleri, onurlu vatandaş olmanın sahip olması gereken hakları büyük oranda hırpalayacaktır. Ülke otoriter bir tek adam rejiminin karanlığına süratle savrulacaktır. Yapılmak istenen anayasa düzenlemesiyle demokrasimiz, hak ve özgürlüklerimiz güçlendirilmeyecek, tam tersi mevcut olanlar da budanacaktır. Ülkemizdeki birlik ve beraberlik yara alacaktır. Denetim mekanizmalarının işletilmesi etkinliğini yitirecektir. Hesap sorulma imkansız hale gelecektir. Hiçbir denetime tabi olmaksızın, her türlü kararı alma ve uygulama yetkisiyle donatılmış partili bir Cumhurbaşkanının olduğu rejime demokrasi denilemez. Yapılmakta olan anayasa değişikliğiyle demokrasi askıya alınıyor, yerine bir dikta rejimi getirilmeye çalışılıyor. İnanıyoruz ki, bu güzel ülkede tek kişiye kul olmayı reddeden onurlu yurttaşların sayısı çok fazladır. Üzerimize çökmek üzere olan karanlığı defedecek güçtedir. Bu aziz halk, binbir emekle ve kan dökülerek kazandığı Cumhuriyetin ve demokrasinin temel değerlerine yönelecek herhangi bir tehlike anında sahipliğini gösterecektir.

Yapılacak anayasa düzenlemesi, keyfiliği bünyesinde barındıran bir dikta anlayışının devlete hakim olmasını amaçlıyor. Böyle bir anlayış, yüz yıla dayanan demokratik kültür değerlerimizi silip atacaktır. Keyfi bir yönetim şekli Türkiye’nin gündemine oturacaktır. Aziz Türk Milleti, kazandığımız laik ve demokratik değerlerimizin yok edilmesine izin vermeyecektir. Baskıcı bir yönetim biçimine yol açacak olan bu anayasa düzenlemesi ülkemizi bir bunalıma, iç kamplaşmaya, çatışmaya sürükleyecektir. Allah esirgesin, bir Irak’a, bir Suriye’ye dönme endişesi insanlarımızı korkutuyor. Milli ve üniter devletin burçlarında gedikler açacak olan bu anayasa düzenlemesine, ümmetten millet şuuruna erişmiş bu yüce millet <<HAYIR>> diyecektir. Kuvvetler ayrılığının tek elde toplanması, adı konmamış diktatörlüktür. Ayıplı olan bu anayasa düzenlemesiyle partili Cumhurbaşkanı istediği zaman TBMM’ni feshedebiliyor, ama TBMM partili Cumhurbaşkanını görevden alamıyor. Partili Cumhurbaşkanı bütçeyi yapıyor, TBMM onay verme de eski bütçeye gerekli artışlar yaparak yoluna devam eder. İdari sistemi istediği gibi değiştirebilir. Tayin ve atamaları istediği gibi yapıyor. Bu yapı, parti devleti yapısıdır. Partili Cumhurbaşkanının icraatlarını, yaptığı işlemleri denetleyecek bir mekanizma yoktur. Canının istediğini yapar. Meclise ve yargıya da bu duruma, uzaktan bakmak düşer. Partili Cumhurbaşkanı seçimle geliyor. Yardımcıları doğrudan Cumhurbaşkanı tarafından seçiliyor. Seçimle gelmiyorlar ama, seçimle gelen Cumhurbaşkanı gibi yürütme gücünü kullanabiliyorlar. Yani milli irade rafa kaldırılıyor. Ey milletim, bu çarpık düzenlemeye <<Evet>> denmez. <<HAYIR>> demek vatan borcudur.

Kendilerini yok hükmüne düşüren bu anayasa düzenlemesine kabul oyu veren milletvekillerini anlamakta zorluk çekiyoruz. İradeleri adeta ipotek altına alınmış, yargılama ve irdeleme iradelerini bir kenara bırakmışlar, vicdan ve akıllarını sanki kiraya vermiş gibiler. Meclise girerken ettikleri yeminin zerresine bile uymamaktadırlar. Milli egemenliğin TBMM’nden saraya taşınmasına rıza gösteren, onay veren milletvekillerini anlayamıyoruz.. Kanun yapma, hükümeti denetleme, hesap sorma ve gerektiğinde hükümeti düşürme gibi yetkilerinizden hangi gerekçelere dayanarak vazgeçiyorsunuz? Sizin yerinize bakanları seçen, bakanları denetleyen ve değiştiren, denetlemeyi yapan, kanun yerine geçen kararname çıkaran, bir kişiye bu kadar sınırsız yetkiyi nasıl verirsiniz? Bu anayasa düzenlemesine <<Evet>>  diyen sizler, tarih huzurunda suçlu sandalyesine oturacaksınız. <<HAYIR>> diyenler de milletin kalbinin en müstesna yerinde yerini alacak, her zaman saygıyla anılacaklardır. Siyasi ahlakın, siyasi namusun, siyasi edebin ortadan kalktığı bir dönemi yaşıyoruz. Saat başı din ve imandan bahsetmenin sonucu böyle mi olmalı? Yüce dinimizin güzel ahlakı da mı tükendi? İslam dininin güzel ve yüce değerleri kanun teklifini görmeden, boş kağıda imza atmaya izin veriyor mu? Sahte oy kullanmaya, oy kullanırken yalancı pehlivanlar gibi oyu göstererek kullanmak ahlaki midir? Bu anlayışlar Cumhuriyetin kurucu değerlerini hırpalıyor, yok ediyor. Bu yok ediliş, anayasa düzenlemesiyle tırmanışa geçti. Meclisteki tartışmalarla yerle bir edilmek istenen yalnızca parlamenter sistem değildir. Demokratik ve laik Cumhuriyet değerleri kökten depreme uğrayacaktır. İstibdat, zafer kazanacaktır.

Yapılmak istenen anayasa düzenlemesi, ülkemizde yönetim şeklini tamamen değiştirecek. Rejim değişikliğini getirecektir. Ülkemizde terör can yakarken, vatandaş endişe ve tedirginlik içindeyken, şok saldırılarla ülkemiz sarsılırken, ordumuz dağda bayırda ve yurt dışında terörle mücadele ederken, şehit verirken, millet ekonomik sıkıntılar içinde kıvranırken, anayasa düzenlemesini apar topar gündeme getirip toplumu germenin manası yoktur. Ülke ateşin ortasına atılıyor. Toplum tarafından yeterince tartışılmadan, değerlendirilmeden halk oyuna sunulan bu anayasa düzenlemesi uzlaşmayla ortaya gelmiş olmuyor. Böyle bir düzenlemenin kabul edilmesi halinde, ülkede ciddi ve telafisi mümkün olmayacak sorunları beraberinde getirecektir. Hukuk devletinin ve demokrasinin ruhuna Fatiha okunacaktır. Toplum gerginlik içinde, yorgun ve çaresiz haldedir. Maddi ve manevi fakirlik, kara bir bulut gibi çökmüş insanlarımızın başına. Böyle bir halkı referandum için  sandık başına götürmek doğru değildir. Siyasilerin bu durumu vicdanlarına sormaları gerekmez mi? Vatandaşlarımız, anayasa düzenleme tartışmalarını kaygı, endişe ve belirsizlik içinde izliyorlar. Vatandaşlardaki gerçek algı; partili Cumhurbaşkanı (Başkan) diye getirilmeye çalışılan tek kişinin insiyatifine bağlı ucube ve garabet düzenleme, ülkemize felaket getireceğinden endişe duyuyor. Getirilmek istenen bu sistem Meclisi böldü, ülkeyi kutuplaştırdı. Ülkemizin, çocuklarımızın ve torunlarımızın geleceği karartılmaya yol açacak bir tuzakla karşı karşıyayız. Mevcut anayasamızda Cumhurbaşkanı ayrımsız olarak bütün milletin birliğini temsil eden en üst ve farklı bir kurumdur. Milletin bir bölümünün taraftarı ve temsilcisi olamaz. Olursa, fiilen bölünmenin taraflarından biri olur. Her yetkiyi şahsında toplayan partili Cumhurbaşkanı, giderek bir diktatör olur, çıkar. Ülkeye huzur ve istikrar gelmez. Demokrasi ve hukuk sembolik olmaktan öteye gitmez. Ülkede beyin göçü başlar. Ülkemizden yerli yabancı sermaye kaçar. Ülkedeki bütün kurum ve kuruluşlar bir tek kişinin emrine verilirse, bu kurum ve kuruluşların hafızası kaybolur. Atatürk diyor ki: <<Tek kişiye teslim edilen ülkeler, yabancılar tarafından kolayca teslim alınır.>>   

Akıl ve vicdan sahibi herkes, ülkenin, bu tür bir anayasa düzenlemesiyle nereye sürükleneceğini biliyor. Herkesin; öğretmenin, askerin, bilim adamının, hukukçunun, yazarın, gazetecilerin, emniyetçinin, iş adamının, kısacası her vatandaşın içsel muhasebesini yaparak bu anayasa düzenlemesine karşı <<HAYIR>> diyerek tavır koymalı ve dik durmalıdır. Milli Mücadele’nin verilmesi, laik ve demokratik Cumhuriyet’in kurulması, devlet yönetiminin tek kişiye verilmesi için yapılmadı. Bu anayasanın kabul edilmesi, Türkiye’ye kıyamet kapılarının açılmasına yol açacaktır. Bunun için, bu ülkenin evlatları olarak susmayalım, yapılmak istenen bu anayasa düzenlemesi yanlışlığına karşı sesimizi yükseltelim. Duymayan kulaklara ulaşalım.

<<Ben mi kurtaracağım bu ülkeyi…>> diyerek hiçbir şeyi umursamazlığa getirmeyelim. Yatınız, katınız, lüks arabanız, bankalarda paranız olabilir. Bu durum sizi, anayasa değişikliği çalışmalarında <<HAYIR>> demekten alıkoymamalıdır. Böyle bir hakknız yoktur. Yasama ve yargının elini, kolunu bağlayacak bu anayasa düzenlemesine boyun eğmişlik yapılamaz. Söz konusu olan yetkiler, hiçbir dönemde ve hiçbir şart altında hiçbir kimseye bugüne kadar verilmemişti. Eğer bizler kulaklarımızı kapatır, kendi mutlu yaşantı alanımıza çekilirsek, yapılmak istenen bu anayasa düzenlemesine karşı hukuk kuralları ve yasalar içinde kalarak mücadele vermezsek, ülkeyi saracak olan koyu karanlık gelir, bizi de bulur. TBMM’nde akıl tutulması yaşanıyor. İnşallah bu tutulma halka giderken yaşanmaz, yaşanmamalıdır. Cumhuriyete ve demokrasiye yönelmiş olan bu ayrımcı ve otoriter okların mutlaka halkımız tarafından etkisiz hale getirilmesi kaçınılmazdır. Otoriter bir yönetim oluşturmak isteyen zihniyetlere karşı dik durmaya devam etmeliyiz. Halkımızı aydınlatmalıyız. Türkiye’nin felakete sürüklenmesine izin vermemeliyiz. Herbir insanımıza, imkanlarımızın elverdiği ölçülerde, bu anayasa düzenlemesine <<HAYIR.>> demenin bir vatan ve namus borcu olduğunu anlatmaya, aktarmaya ve insanlarımızı bu konuda aydınlatmaya çalışmalıyız. Yoksa altı yıl sonra yüz yaşını idrak edecek laik, demokratik ve çoğulcu değerlerle beslenerek bugüne erişmiş Cumhuriyetimize yazık olacak.

Bu anayasa düzenlemesiyle yapılmak istenen değişiklikler hayata geçerse TBMM’nin seçilecek partili Cumhurbaşkanının karşısında bağımsızlığı kalmayacaktır. Çünkü herhangi bir durumda partili Cumhurbaşkanı beğenmediği TBMM’nin çoğunluğunu değiştirmek için, hiçbir şarta bağlı olmaksızın, istediği herhangi bir zamanda TBMM’nin ve kendisinin seçimlerini yenileyebilir. TBMM’nin kararıyla her iki seçimin yenilenmesi ise daha zordur. Çünkü bunun için, 600 olan milletvekilinin beşte üç çoğunluğu olan 360 milletvekilinin kabul oyu gerekir ki, bu da zor bir durumdur. Yapılmak istenen anayasa değişikliğiyle yasama, yürütme, yargı güçlerinin Cumhurbaşkanında birleşmesidir. Yani <<Kuvvetler birliği hükümeti sistemi>> ortaya konulmuş oluyor. Bu durumda yasama organının ve yargı organının partili Cumhurbaşkanı karşısında bağımsızlığı ortadan kalkıyor. Yani her iki organ partili Cumhurbaşkanının kontrolu altına girecektir.Partili Cumhurbaşkanına şartsız ve sınırsız bir şekilde, herhangi bir denetime tabi olmaksızın yetkiler veriliyor. Böyle sınırsız yetkilerin tek kişiye verildiği hiçbir demokratik ve çağdaş ülkelerde yoktur. Kuvvetler ayrılığı, kuvvetler birliğine dönüşerek partili Cumhurbaşkanının emrine giriyor. Kuvvetler ayrılığının olmadığı yerde anayasa olmaz. Böyle bir devlete <<anayasal devlet>> denilemez. 1789 tarihli Fransız? <<İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi>>nin 16. maddesi diyor ki: <<Hakların güvence altına alınmadığı ve kuvvetler ayrılığının olmadığı bir toplumda anayasa yoktur.>> Yani bir devlette anayasanın olduğunu söyleyebilmek için, o devlette hem vatandaşların hak ve hürriyetlerinin güvence altına alınması, diğer taraftan da o devlette kuvvetler ayrılığının olması gerekir. Bu ikili bir devlette varsa, o devlette gerçek anlamda bir anayasa vardır denilebilir. Ülkemiz, yapılan anayasal düzenlemesiyle anayasal devlet olmaktan uzaklaşıyor.

Yapılmak istenen anayasal düzenlemelerle, kuvvetler ayrılığı resmen ortadan kaldırılıyor. Vatandaşların hak ve hürriyetleri güvenceden yoksun hale getiriliyor. Yasama, yürütme, yargı güçlerinin tek elde toplanması hürriyetleri yok ediyor. Böyle bir sistemde, vatandaşlar güvence altında olmazlar. Böyle bir anayasal düzenlemeyle hükümet sistemi değişecek, kuvvetler ayrılığı ilkesi ortadan kalkacaktır. Anayasa da yok olacak. Bu düzenleme iktidarı sınırlandırmıyor, vatandaşın temel hak ve hürriyetlerini devlet karşısında korumayan bir garabeti ortaya çıkaracaktır. Görünüşte sözde bir anayasayla karşı karşıya kalınacaktır. Dünyada eşi benzeri görülmemiş bir hükümet sistemi ile tanışmış olacağız. Güç zehirlenmesi, sınır tanımayan bir durum alacaktır.

Bu genel bir anlatımdan sonra halk oylamasına sunulan anayasa düzenlemesiyle getirilmek istenen değişikliklere bakalım. Bu değişiklikleri yorumlayarak kısa bir biçimde özetlediğimizde, Türkiye’nin gelecekte nasıl bir tehlikeli gelecekle karşı karşıya kaldığı ortaya çıkacaktır. Ülkemizin nasıl kanun dışılığa, diktaya, tek adam otoriterliğine teslim edildiği görülecektir.

Kuvvetler ayrılığı (yasama-yürütme-yargı) ilkesi sonlandırılacak, kuvvetler birliği hayata geçirilecek. Kuvvet, yani güç bir tek kişiye verilmesi, dikta rejimini yaratacaktır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti tek adam iktidarına bırakılacaktır.

Cumhurbaşkanı kanun koyucunun yerine konuluyor. Devlet yönetimini <<Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri>> ile düzenleyecek, yasa çıkarılmasına ihtiyaç duyulmayacak. Devlet yönetimi tamamen tek kişiye devrediliyor. Mevcut anayasamızda bu yetki, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu, yani Başbakan ve Başbakanın başında bulunduğu Bakanlar tarafından paylaşılıyor. Devleti yönetme sorumluluğu Bakanlar Kurulu’ndadır. Şimdiki anayasa düzenlemesiyle yürütme yetkisi tek kişiye veriliyor. Dolayısıyla başbakan ve bakanlar kurulu ortadan kalkıyor. Bakanlıkların azaltılmasına ya da fazlalaştırılmasına partili Cumhurbaşkanı karar veriyor. Bakanları kendisi tayin edecek ya da görevden alacak. Partili Cumhurbaşkanının başkanlığındaki yürütme, yani Bakanlar Kurulu, TBMM’ne karşı sorumlu olmayacak. Partili Cumhurbaşkanının emrinde bir sekreterya olacak. Ona karşı sorumlu olacak. Cumhurbaşkanı hiçbir güç tarafından denetlenemeyecek ve hesap sorulmayacak. Hesap sorulma yolları kapandığı gibi, yargılanması mümkün olmayacak. 600’e çıkarılan meclisin üçte iki çoğunluğu olan 400 milletvekilinin oyuyla ancak yüce divana gönderilebilecek. Bu rakamın bulunması hiç mümkün olmaz. Yani Cumhurbaşkanı, yardımcıları ve bakanlarının yargılanmaları imkansız hale getiriliyor.

Cumhurbaşkanının ve bakanların denetlenmeleri ortadan kalkıyor. Denetleme yapacak herhangi bir organ, bir yol ve yöntem yok. Meclisin güvenoyu ya da gensoru verme yolları kapanmıştır. Yargı üyelerinin çoğunluğunu partili Cumhurbaşkanı belirleyecek. Yargıda tek söz sahibi, seçimle gelen partili Cumhurbaşkanı olacak. Yürütme erkinin meclise karşı sorumluluğu olmayacak. Meclisin denetim yetkisi son bulacak, milletvekillerinin etkinliği yok edilecek. Partili Cumhurbaşkanı tek sorumlu ve yetkili olacak. Bakanlar Kurulu, Cumhurbaşkanına hizmet eden memurlara dönüşecek. Devlet, Meclis’ten çıkacak kanunlar yerine partili Cumhurbaşkanının çıkaracağı kararnamelerle yönetilecek. Yani Partili Cumhurbaşkanı Meclis yerine kanun yapıcısı ve uygulayıcısı olacak. Cumhurbaşkanı çıkaracağı kararnamelerle devlet kurum ve kuruluşlarını dilediği gibi düzenleyecek, kapatabilecek ya da yenilerini açabilecek. Partili Cumhurbaşkanının siyasi partilere eşit mesafede durması mümkün değildir. Her imkanı, başında bulunduğu parti yararına kullanacaktır. Tarafsız olamayacaktır. Ülke, parti devletine dönüştürülecektir.  Cumhurbaşkanı, hiçbir gerekçe göstermeden, Meclisi feshedebiliyor. Yani yürütme, yasamanın üstünde baskı kurabiliyor. Halbuki Meclis, Cumhurbaşkanının 360 oy çoğunluğuyla görevine son veriyor ki, 360 rakamını bulmak çok zordur.

TBMM’nin yetkisi ve etkisi ortadan kaldırılıyor. Gensoru ve güvenoyu denetim mekanizmaları elinden alınıyor. Yürütme organının üzerinde hiçbir etkili denetim gücü kalmıyor. Vatandaşın sorunlarını çözecek milletvekillerinin etkinliği yok ediliyor. Tek çözüm, tek sorumlu ve temsil noktası partili Cumhurbaşkanı oluyor. Yargı tamamen partili Cumhurbaşkanının güdümünde olacak. Bir sopa gibi kullanılacak. Bütün yargı mensuplarının bağlı olduğu kurum olan Hakimler ve Savcılar Kurulu, tamamen partili Cumhurbaşkanının siyasi anlayışına göre şekillenecektir. Anayasa Mahkemesi de aynı konuma gelecektir.  Cumhurbaşkanına kararname çıkarma yetkisi verilmekle bölgesel yapıların kurum ve kuruluşlarında düzenlemeler yapılmasının, federasyona geçiş hazırlığı düşüncesinin gündeme gelmesinin endişesi doğacaktır. Üniter devletin tehlikelerle karşılaşması kaçınılmaz olur.
Yapılmak istenen yeni anayasa düzenlemesi ülkeyi yıkıma, milli felakete sürükleyecektir. Siyasi ve kişisel bir akıl tutulması, Türkiye’yi sosyal, siyasal, kurumsal, hukuksal bir karanlığın kucağına atacaktır. Bunun için anayasa referandumunda <<Hayırda hayır vardır.>> diyerek <<HAYIR>> diyelim. Bölücülüğe, yoksulluğa, yolsuzluğa, hukuksuzluğa, kandırmaya, dolandırmaya, ayrışmaya ve bölünmeye, diktaya, aldatmaya, laik ve demokratik sistemin sarsılmamasına <<DUR…>> demek için bu anayasa düzenlemesine <<HAYIR>> diyelim. İnancımız odur ki, Türk Milleti aklını ve vicdanını kaybetmemiştir ve kiraya vermemiştir. Zulüm ile abad olmaya çalışanlara yol vermeyecektir. Milli Mücadele ve milli irade ruhuna hıyanet etmeyecektir. Türkiye’yi çağdaş değerlerden, demokrasiden uzaklaştıracak bir Saddam, bir Kaddafi, bir Hüsnü Mübarek, bir Esat yaratmayacaktır. Ülkemizi Ortadoğu diktasına götürecek bir anayasa düzenlemesine <<HAYIR…>>  diyecektir. <<HAYIR>> diyerek yükselecek bu aziz milletin gür sesi, topluma giydirilmeye çalışılan kapkaranlık şalı yırtıp atacaktır. <<HAYIR…>> diyecek bu yüce milletin sağduyusu galip gelecektir. Büyük Türk Milleti’nin hanedanlıktan (padişahlık-sultanlık) kurtulup Cumhuriyet ve demokrasiye ulaşmasının haz ve mutluluğunu gölgeleyecek anayasa düzenlemesine <<HAYIR…>> diyecektir. Milli iradeyi ve milli egemenliği ortadan kaldıracak, ülke yönetimini diktaya götürecek bir siyasal sisteme Türk Milleti yol vermeyecektir.

Yüce Türk Milleti binbir yokluk içinde Büyük Atatürk’ün önderliğinde verdiği Milli Mücadele sonunda laik ve demokratik Cumhuriyeti kurdu. Kanla, irfanla Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran bu aziz millete sesleniyoruz: Devletin varlığını ve bağımsızlığını gözetmeye, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğüne sahip çıkmaya, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini korumaya  çağırıyoruz. Tek kişi rejimine, dikta yönetimine <<HAYIR…>> demeye davet ediyoruz. Laik ve demokratik Cumhuriyeti ve milli egemenliği diktatörlüğe ve monarşiye, üniter devleti federasyona ve bölünmeye, yargı bağımsızlığını ve hukukun üstünlüğünü adaletsizliğe, denge ve denetimi kuralsızlığa ve sorumsuzluğa tercih etmeyin. Tarihi geçmişimizin bakan gözleri, şehitlerimizin ve milli kahramanlarımızın vebali omuzlarınızdadır. Ülkemizin ve çocuklarımızın geleceği elinizdedir. Kullandığımız oy Seyit Onbaşı’nın omuzladığı top güllesidir. Nene Hatun’un taşıdığı mermidir. Sütçü İmam’ın dudaklarında duadır. Çanakkale’de yatanların son nefesidir.>> Bu seslere kulak vererek yapılmak istenen anayasa düzenlemesine <<HAYIR…>> deyiniz.    

<<Milli egemenlik , hiçbir mana, hiçbir şekil ve hiçbir renkte ve işarette ortaklık kabul etmez. Kuvvet birdir ve o milletindir. Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir.Bugün bütün cihanın milletleri yalnız bir egemenlik tanır: Milli egemenlik. Türk Milleti mukadderatını Büyük Millet Meclisi’nin kıyafetli ve vatanperver eline tevdi ettiği günden itibaren karanlıkları sıyırıp kaldırmış ve ümitleri boğan felaketlerden milletin gözlerini kamaştıran güneşler ve zaferler çıkarmıştır. Arkadaşlar! Türkiye Devleti’nde ve Türkiye Devleti’ni kuran Türkiye halkında diktatör yoktur ve olmayacaktır. Bütün cihan bilsin ki artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da milli egemenliktir. Yalnız bir kuvvet vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve varlığıdır.>> Aziz Türk Milleti, büyük devlet adamı, Türk Devleti’nin kurucusu, ümmetten millet yaratan Atatürk’ün bu sözlerine kulak verelim. Kalbinizi, vicdanınızı ve varlığınızı ortaya koyarak, milli egemenliğimizi TBMM’den alıp bir kişiye devredecek olan bu anayasa düzenlemesine yüksek sesle <<HAYIR…>> diyelim. Beyninin ve kalbinin derinliklerinden gelecek <<HAYIR…>> sesinin ihtiyaç duyacağı kuvvet ve kudret, damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur.

Bir hususu önemle belirtmek istiyoruz: Hangi partiden, hangi siyasi görüşten partili Cumhurbaşkanı seçilirse seçilsin, kişiliklere asla karşı olmaksızın; devlet yapısının yara almaması, yasama-yürütme-yargı erkinin etkisiz hale getirilmemesi, devlet kurum ve kuruluşlarının bir partinin ya da bir ideolojinin tekeline girmemesi, parlamenter sistemin daha da güçlendirilmesi, insanlarımız arasına ayrılık ve bölünme tohumlarının ekilmemesi için <<HAYIRDA HAYIR VARDIR!...>> hayır var demek milli bir görevdir.   

Toplumsal Düşünce Derneği olarak 07.01.2017 tarihinde aldığımızı Genel Yönetim Kurulumuzun 189 Sayılı kararıyla, Aziz Türk Milleti’ne, <<HAYIR…>> diyen sesimizi arz ediyoruz. En derin saygılarımızla.
Avukat Fethi BOLAYIR
             TOPLUMSAL DÜŞÜNCE DERNEĞİ GENEL BAŞKANI                              

6 Şubat 2017 Pazartesi

TOPLUMSAL DÜŞÜNCE DERNEĞİ GENEL BAŞKANI AV. FETHİ BOLAYIR: “HAYIRDA HAYIR VARDIR!”

TOPLUMSAL DÜŞÜNCE DERNEĞİ: 
“HAYIRDA HAYIR VARDIR!”
Ø    “HAYIR” demek, üstünlerin hukukuna değil, hukukun üstünlüğüne sahip çıkmak demektir.
Ø    “HAYIR” demek, kulluğu reddetmek demektir. Özgürlüğe ve özgüvene sahip olmak demektir.
Ø    Ülkemizin bölünmez bütünlüğünü tehlikeye atılmaması, halkımızın kutuplaşarak bölünme yoluna girmemesi için “HAYIR” demek kaçınılmazdır.
Ø    Yoksulluğun, yolsuzluğun, hukuksuzluğun, kayırmacılığın toplumumuzu çürütmemesi için “HAYIR” demek ahlaki bir değerdir.
Ø    Ülkemizin bölünmez bütünlüğünün, misakı millinin, Kuvâ-i Milliye’nin zarar görmemesi için “HAYIR” demek bir vatan borcunu ödemek demektir.
Ø    “HAYIRDA HAYIR VAR.” demek; Hasan Tahsin’in, Kubilay’ın, Nene Hatun’un, Sütçü İmam’ın, Satı Kadın’ın, Antepli Şahin’in ve bütün şehitlerimizin ruhlarının şadolması demektir.
Ø    Yüce İslam Dini’nin değerlerinin siyasete ve ranta alet edilmemesi için, milli ve milliyetçi duyguların arka plana atılmaması için, Cumhuriyetimiz temel ilkelerinin sarsılmaması için “HAYIR” da buluşalım.
Ø    Türkiye dış politikada eksen kaymasına uğradı. İçerde vatandaşların huzuru kaçmış, herkes birbirinden şüphe eder hale gelmiş, terör almış başını gidiyor. Ekonomide değerler dibe vurmuş, halk fakirleştikçe fakirleşti. Borç gırtlağa dayanmış… Bu ağır yüklerden kurtulmamızın yolu“HAYIR” dan geçer.
Ø    Milli Eğitimimizin ve milli bayramlarımızın, gençlerimize onur ve gurur veren yapılarından uzaklaştırılmaması için “HAYIR” demek her Türk vatandaşının milli görevidir.
Ø    Tek adam yönetimine, diktatörlüğe, sultanlığa karşıysanız “HAYIRDA HAYIR VARDIR!...” diyeceksiniz
Ø    Andımızın okullarda tekrar söylenmesi için, T.C rumuzunun ve “Ne Mutlu Türküm Diyene!...” söyleminin yerlerine asılması için “HAYIR” demek bir onur ve şeref borcudur.
Ø    “HAYIR” demek, kanla-irfanla kurulmuş lâik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nin en ufak bir zarara ve hıyanete uğramaması demektir.
Ø    Dili ve vicdanı aynı, özü temiz ve aydınlık, irfanı hür olan insanlarımızın“HAYIR” demeleri asil ruhlarının gereğidir.
Ø    Düşüncenin suç sayılmasını istemiyorsanız, eyleme dönüşmeyen fikir ve düşüncelerin açıklanmasının cezalandırılmasına karşıysanız, Anayasa ve yasalardaki düşünce özgürlüğünün kısıtlanmasını tasvip etmiyorsanız“HAYIR” diyenlerin yanında yer alınız.
Ø    Ülkemizde istikrarı, kalkınmayı, yardımlaşmayı, insanca yaşamayı, karşılıklı sevgi ve saygıyı yaşatmayı, hoşgörüyü egemen kılmak istiyorsak “HAYIRDA” birleşmeyi gerçekleştirelim.
Ø    İnsanlarımızın akıl tutulmasına yakalanmaması, demokrasinin ölmemesi, diktatörlük bayrağının dikilmemesi için “HAYIRDA” gönül ve fikir birliği yapmanın zamanıdır.
Ø    Toplumda korkuyu ve gerilimi artıracak, baskı kurmayı alışkanlık haline getirecek anlayışlara “HAYIR” diyerek cevap verelim.
Ø    Açık ve yakın bir tehlikenin ülkemizi tehdit etmesini istemiyorsak, insanlarımızın ötekileştirilmesine hayır diyorsak, milli birliğimizin zayıflatılmasına şiddetle karşıysak, seksen milyon insanımızın omuzomuza- gönül gönüle - kafa kafaya – elele olmasını bir sevda gibi içimizde yaşatmak istiyorsak “HAYIRDA HAYIR VARDIR!...” şemsiyesi altında toplanmalıyız.
Ø    Milli egemenliğimizi emanet ettiğimiz TBMM’ nin etkisiz, yetkisiz, işlemsiz duruma düşürülmesini istemiyorsak “HAYIR” diyerek yüksek sesle haykırmalıyız.
Ø    Tarafsız ve bağımsız yargı için “HAYIR!...”
Ø    Fikri hür-vicdanı hür – irfanı hür nesillerimizin geleceği için “HAYIR”
Ø    Kuvvetler ayırımının kuvvetler birliğine dönüştürecek, yargı erkini bağımlı duruma getirecek sisteme “HAYIR” diyelim.
Ø    Sınırsız yetkiye, mutlak güce sahip tek adamın diktaya yönelmesinin önünü kesmek için çıkış yolu “HAYIR” dan birleşmektir.
Ø    Egemenliğin, yani milli iradenin halktan alınıp tek kişinin emrine verilmesin karşıysanız “HAYIR” de!..
Ø    Devleti, ülkeyi ve insanların hak ve özgürlüklerinin, tek bir kişiye teslim edilmesini istemiyorsanız “HAYIR” demekten vazgeçme.
Ø    “HAYIR” ve “EVET” in oylanmasında tutum ve davranışımız; hiçbir siyasi partinin, hiçbir şahsın yanında veya karşısında olmak değildir, olamaz da. Bizim ilkemiz seksen milyon insanımızın kederde, kıvançta, tasada bir ve beraber olmasıdır. Demekrosinin nimetlerinden herbir insanımızın yararlanmasıdır. Laik ve demokratik Cumhuriyetimizin “Kuvvetler Ayrılığı” ve “Parlamenter Sistem” in aydınlığında çağdaşlığa yürümesidir. Biz, Türkiye’nin özgür ülkeler içinde yer almasını istiyoruz. Özgürlükler sıralamasında Güney Sudan, Libya, Nikaragua, Kongo, Nijerya, Zambiya, Burkina, Faso gibi devletler içinde olmak ATATÜRK TÜRKİYESİ’ ne yakışmaz.
Ø    Bu düşüncelerden hareketle “HAYIR” diyoruz.
06.02.2017
Fethi BOLAYIR
Genel Başkan

13 Aralık 2016 Salı

BASIN AÇIKLAMASI "İSTANBUL KATLİAMI, NAMUSSUZLARIN, ŞEREFSİZLERİN, VATAN HAİNİ MENFUR İHANET ŞEBEKELERİNİN İŞİDİR" Av. Fethi BOLAYIR, Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı

BASIN AÇIKLAMASI "YENİÇAĞ GAZETESİNE YAPILAN SALDIRI ALÇAKLIKTIR…" Hukukçu, Eğitimci – Yazar, Av.Fethi BOLAYIR - Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkan

BASIN AÇIKLAMASI
YENİÇAĞ GAZETESİNE YAPILAN SALDIRI ALÇAKLIKTIR…
Atatürk’ ün Milliyetçilik anlayışının temelleri üzerine inşa edilmiş, kanla, irfanla kurulmuş Lâik ve Demokratik Cumhuriyetimizde, milli birlik ve beraberlik içinde elele-gönülgönüle yaşamak istiyoruz. Milli birliğin sağlanması için de namusluların en az namussuzlar kadar yürekli davranmaları kaçınılmazdır.
Yeniçağ Gazetesi’nin değerli yönetici ve yazarları, hiçbir budaktan gözlerini esirgemeden yürekli fikri mücadelelerini milli bir anlayış içinde vermektedirler. Atatürkçü ve Milliyetçi çizgilerinden asla taviz vermeden, “fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür” olarak yayın hayatını sürdürmektedirler.
Ülkemizin üzerinde kara bulutların dolaştığı bu günlerde, Yeniçağ Gazetesi’nin, bizi kuşatmaya çalışan karanlığa karşı verdiği cesur mücadelesi, Wictor Hügo’ nun değil, bizim olan yerli sefillerimizi rahatsız etmiştir.
Lâik ve demokratik parlamenter sistemimiz ortadan kaldırılmak isteniyor. Biat kültürüne dayandırılmak istenen tek kişi otoriterliğine yönelik çalışmalar hız kazanmıştır. Devletimizin kurucu iradesi ve felsefesi ortadan kaldırılmak istenmektedir. Adli denetim ve yasama denetimi rafa kaldırılıyor. Yeniçağ Gazetesi, otoriter yönetim anlayışına karşı mücadele başlattığı için alçakça saldırıya uğradı.
Yeniçağ Gazetesi’nin yürekli mücadelesinden rahatsız olan odakların güdümündeki sefillerin gazete saldırısını şiddetle kınıyor, Toplumsal Düşünce Derneği olarak yanında olduğumuzu kamuoyuna saygıyla duyuyoruz. 11.12.2016
                                                                                                             Eğitimci – Yazar
                                                                                                  Av.Fethi BOLAYIR
    Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı

5 Kasım 2016 Cumartesi

"ATATÜRK’Ü ANARKEN" - Av. FETHİ BOLAYIR, Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı

ATATÜRK’Ü ANARKEN
Yüce ATATÜRK;  
Ölümünün yetmişsekizinci yılında seni, büyük bir özlemle anıyoruz.
Ruhun şâd, mekânın cennet olsun.
Milli bir destanın milli kahramanı olan ATATÜRK, yirminci yüzyılın en büyük dâhisi olarak tarihe geçmiştir. Bu büyük deha, asil ve yüce milletinin kaderini değiştirmiş ve emperyal güçlere “Dur!...” diyerek çağa damgasını vurmuştur.
İnsanları, belirlenen hedeflere yöneltme gücünü ve üstün yeteneğini ortaya koyarak erdemli bir milli mücadele vermiştir.
Dünyanın sayılı liderleri, ATATÜRK’ün, çağın meselelerine ve duyulan ihtiyaçlarına cevap veren, hedef gösteren çağdaş fikirlere sahip olduğunu, medeniyete giden yola ışık tuttuğunu söylemişlerdir. Bunun için ATATÜRK, çağın en büyük ve müstesna devlet adamı olmuştur.
Milli Kurtuluş Hareketi’ nin kahramanı ve barışın mimarıdır. Mensup olduğu millet, tarihin en cesur ve büyük milletidir. O; demokrasi aşığıdır, hürriyetçidir, medeniyetçidir, milliyetçidir, barışçı ve insancıldır. Türk Milleti, büyük olduğu için bu büyük adamı yetiştirmiştir. Çünkü O, bütün gücünü, milletinin tarihteki büyüklüğünden almıştır. O’nun ilham kaynağı Orta Asya’dan Anadolu’ya yürüyen milleti olmuştur. Amerika’nın Türkiye Büyükelçisi General Charles Shenill diyor ki: ”Büyük adamları yetiştiren bir ırk, herhalde büyük bir ırktır. Bir kavmi anlamak için, onun liderlerini tetkik etmekten daha iyi bir vasıta yoktur Bugün herhangi bir yerde kendisinden üstün devlet adamı bulunmayan Mustafa Kemal kadar büyük yetenekli bir kimseyi, Türkler nadiren yetiştirmişlerdir. Binaenaleyh Türkiye’yi tetkik etmek için arayacağımız en iyi yol, onun siyası heyetinin başındaki kimseyle işe başlamak ve halaskar (kurtarıcı), mili kahraman ve cihanşümul devlet adamı olan Cumhurreisini tetkik etmektedir.”
ATATÜRK; “Millet, millihakimiyet esasını ve Türk Milliyetçiliğini kabul etmiştir. Bunu gerçekleştirmeğe çalışacağız.” diyerek, millet gerçeğinden hareketle milli mücadeleyi başlattı. “Milletin istiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” düşüncesinden hareketle, yerli işbirlikçilere ve emperyalizme karşı verilen milli mücadele zaferle noktalanmıştır.
            Çağdaş Türkiye’nin mimarı ATATÜRK, milletine ilham kaynağı olan liderliğiyle, ileri görüşlülüğüyle, yüksek kudret ve cesaretiyle, çöküntü içinde olan bir imparatorluktan, hür ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni yarattı. İstiklal ve hürriyet kavgası veren milletlerin ölümsüz sembolü olmuştur. Emperyalist güçlerin, Türk Milleti için yazdıkları idam fermanını (Sevri) yırtıp suratlarına fırlatmıştır. Üstün zekâ ve kabiliyeti, birleştirici ve toplayıcı özelliğiyle milletini “Ya istiklâl, ya ölüm!...” parolasıyla milli mücadeleye sevketti ve milli destanı yazdı.
            Türk Milleti, ATATÜRK’ün manevi zenginliğinin sıcaklığında ısındı. Mumundan aydınlandı. O nedenledir ki, Celal Bayar’ın; “Atatürk, seni sevmek milli ibadettir.” sözünün manevi değeri ölçülemez. Pek az dâhide bulunabilecek her türlü üstün meziyetleri kişiliğinde birleştiren ATATÜRK için E.Herriot şölle diyor; “Esasen, büyük şefi yakından tanımayanlar, O’nun buluşlarındaki kudreti, sözlerindeki sıhhati, şahsındaki enerjiyi, bilgisinin genişliğini ve örnek olmak hususundaki nüfuz ve tesirini belirler. O; cezbeder, ikna eder, itimat telkin eder ve bütün millet O’nun peşinden yürür.”
Diyoruz ki: ATATÜRK = Milli Şuur + Milli Ruh + Milli Ülkü + Birlik + Dirlik + Kardeşlik
ATATÜRK = Hürriyet + Milli İrade + Demokrasi +Barış + Sevgi + insanlık
ATATÜRK = Bölünmez Bütünlük + Üniter Devlet + Lâiklik
Saygılarımızla, 10.11.2016
Fethi BOLAYIR
Genel Başkan

12 Ağustos 2016 Cuma

AV. FETHİ BOLAYIR: “NAMUSLULAR DA EN AZ NAMUSSUZLAR KADAR CESARET SAHİBİ OLMALIDIR.”

BASIN AÇIKLAMASI
“NAMUSLULAR DA EN AZ NAMUSSUZLAR KADAR
CESARET SAHİBİ OLMALIDIR.”
15 Temmuz’da namussuzca ve alçakça hazırlanan bir senaryo ülkemizde sahnelenmek istendi. Milletin sağduyusu, bu oyunun sahnelenmesini hayatlarını ortaya koyarak önledi. Bu hain ayaklanma; laik ve demokratik Cumhuriyete, milletin birlik ve beraberliğine, Ülkemizin bölünmez bütünlüğüne yönelmiş karanlık bir kalkışmadır. Kirli bir alçaklık ve hıyaneti bir arada ortaya koyan bu ayaklanmanın önlenmesi; Türk Milleti’nin demokrasiye, miilli dayanışmaya, bir arada birlik ve beraberlik içinde yaşama iradesine olan bağlılığının bir göstergesidir.
Milli İradeye ve milli egemenlik ruhuna karşı gelen her türlü silahlı hareketi şiddetle kınıyor ve lanetliyoruz. Bu kirli oyun göstermiştir ki; kederde, kıvançta, tasada bu aziz milletin birleşmesi kaçınılmazdır. Laik ve demokratik Cumhuriyet’in ne kadar kıymetli olduğu anlaşılmıştır. İdeolojilerin, istismar edilen dini değerlerin, etnik bölücü konuların Ülkenin gündemine taşınmasının, kullanılmasının ne büyük tehlikelere yol açtığını ve açacağını 15 Temmuz hıyanetinin ve bölücü örgütlerin akıttıkları kanlardan ve alınan canlardan anlaşılmaktadır.
Memleket dahilinde iktidara sahip olanlar ve olmak isteyenler, Ülkemizde cereyan eden bu alçaklıkların beslendikleri bataklığı kurutma yollarını elbirliğiyle bulmalıdırlar. Gafletin, dalaletin, hıyanetin Ülkemizde yeşermesine asla fırsat vermemelidirler. “Ne mutlu Türk’üm diyene!” diye kamuoyuna görüşlerimizi saygıyla arz ederiz.
                                                                                              Fethi BOLAYIR
                                                                                              Toplumsal Düşünce Derneği
                                                                                              Genel Başkanı